YARIM BİR PİYASA EKONOMİSİ

Daha on yıl önce; ekonomik model seçimini yapamamıştık ve plan mı, piyasa mı, anayasa sağa mı, sola mı açık tartışmalarıyla uğraşıyorduk. Ama birdenbire ve hızla "piyasacı" oluverdik. Piyasa ekonomisi diyoruz da başka bir şey demiyoruz. Fakat bu sistemin ne denli güç oluşacağım, konunun sadece arz, talep diyerek çözülemeyeceğini, piyasa ekonomisinin bir "teknik sistem bütünü" olduğunu sanırım henüz kavrayamadık...

Türkiye'de uzunca bir süredir "yarım bir piyasa ekonomisi" dönemi yaşanıyor. Kamu tekellerinin verimsizliği maliyet yaptıkları, özel tekellerin yetersizliklerini koruma adı altında, tüketici veya türev mal üreticisi küçük ve orta ölçekli sanayiciye pahalı fiyat olarak sundukları, uzun vadeye ve reel değerlere dayanması gereken bir öz kaynak piyasasını, bir spekülasyon piyasasına dönüştüğü, para piyasasının orta vadesinin yok olduğu ve bütün bunlar gibi onlarca yarımlığın yaşandığı bir dönem bu...
Sonuç yürekler acısı...
Dünyanın en pahalı faktör piyasalarına sahip olma birinciliğine doğru koşuyoruz.
Emek faktörümüz; beceri düşüklüğü ve üzerindeki % 100 vergi ve vergi benzeri külfetle kullanan işletmeyi batırıyor.  
Sermayemizin reel faizi %30'lan aşıyor, dünyadaki yaklaşık ortalama % 10'luk seviyenin üç misli
Demirimiz ve buğdayımız dünyadan iki kere, kömürümüz dört kere, PTT ürünlerimiz üç kere, sanayinin kullandığı enerji dört-beş kere pahalı...
Yani temel girdiler almış başını gidiyor. Bu olumsuzlukların peşi sıra; reel kesimden, diğer adıyla üretimden kaçış, spekülasyonu baş tacı ediş, tıkanan ihracat, arslan gibi bir enflasyon ve bozulan sosyal dengeler geliyor. Adet olduğu üzere yarım bir suçlu aranacaktır. Büyük bir ihtimalle; hala henüz olmayan ama hep yandaşı olduğumuz "piyasa ekonomisi" suçlu ilan edilecektir ..
Oysa o yok ki suçlu olsun. Çalıştırılmıyor ki işe yarasın.
O yüzden bugün ekonomiyi düzeltmek adına yapılacak ilk iş piyasa sistemini, alt sistemleriyle birlikte gecikmeksizin kurmak ve işletmektir. Piyasa sisteminin alt
sistemleri faktör piyasalarıdır. Bu piyasaları, yani; emek, sermaye ve hammadde piyasalarını, bugünkü müdahaleli ve fiktif ortamdan çıkarıp "arz-talep hoca"nın dediği gibi çalıştırmalıyız. Onun dediğini yapmazsak, bugün olduğu gibi milyonlarca işsizi olan bu ülkede, bu pahalı ücretler oluşur. Hiç kimsenin yanma yaklaşamadığı bu çirkin faiz doğar. Devlet ve özel kesimin tekelci kabadayılan size bu iri fiyatlan dikte eder. Bu özürlerle dolu piyasalar işlemez, hatta -eski terminolojiyle- mazarrata dönüşür.
Kısacası; piyasa ekonomisi piyasa ekonomisi demekle olmaz bu iş; faktör piyasalarını derhal düzenlemeliyiz. Ekonomimizin, yasal ve de siyasi cübbeli örgütleriyle, tekel şapkalı ve korunma özürlü ekonomik dernekleri birbirleriyle itişip kakışırken gerçek piyasa ekonomisi hala elinden tutacak gerçek yandaşlarını bekliyor. Tüm Türk toplumunun kendisini benimseyip, işletmesini bekliyor.
(Ocak 1993)